|
|
Kısa Mola..
| | Kısa Mola..
Kısa bir mola vermek istiyorum, izin verir misin hayat...
Acıyan yerlerimle kelimelere sığınma vakti şimdi, Uzak şehirler arıyorum yüreğimin yabancı olduğu. Keşfetmediğim, görmediğim, bilmediğim bir yer olmalı... Hatırlatmamalı seni bana...
Demek ki deniz olmamalı....
Vedalaşmamalıyız seninle, Sana bu iyiliği yapmamalıyım!
İlk kez nefretin eşiğindeyim, ama...
Senden vazgeçemem... Bilir herkes...
Acıyan yerlerimle düşlere sığınma vakti şimdi, ne olur yakmayın ışıkları, ben herşeyi çizerim düşlerimle... Neden yine yabancılaştım? Bu senin suçun...
Herkes kendi ipini çeker, Herkes kendi akıtır gözyaşını, Ama...
Sen ben yok aramızda... Bilir herkes...
Senden ricalarımı anlatmam zor sana... Ne olur çok görme bana hayatı. Ne olur dokunma... Acıtma... Gülümsememi sever sevdiğim en çok, bari ağlatma...
Kısa bir mola vermek istiyorum, izin verir misin hayat... Gerçekler sancı yapıyor, az bir düş alıp döneceğim!
Duydum ki yine umudunu kesmişsin insanlardan, dostluklardan... Duydum ki yine acımaya başlamışsın kendine... Yolunu kimselerin bilmediği, bilmek de istemediği sevginin o hayal ülkesinde birilerini beklerken çok üşümüşsün... İnsan ancak kendisine sevgili olabilir, diyormuşsun. Şimdi artık yollarda ve binbir hayalin peşinde sürüklediğin ve yıprattığın sevgine minnet borcunu ödeyecekmişsin... Acıyan sevgini şımartacak, onu örtülere saracakmışsın. Onu kendini güçlü ve korunaklı olduğunu hissetmediğin hiçbir yerde ortaya çıkarmayacakmışsın... Sevgini yırtıcı bir kuş gibi yetiştiriyormuşsun. En iyi savunmanın saldırı olduğunu ve yok olmamak için yok etmek gerektiğini öğretiyormuşsun ona... Ona onu, sabırlar, merhametler ve inceliklerle değil, hazlar, hayranlıklar ve kıskanç ilgilerle besleneceğini vadediyormuşsun. Her gece uyumadan önce arkasında Che Guevera’nın resmi olan aynanla konuşuyormuşsun: Bir sen varsın önemli olan, bir sen varsın gerçek olan... Hem onca acıya rağmen hala güzelim... Ve artık kendime yasaklıyorum başkalarına acımayı ve hayatın acısını... Aynadaki nefesinin buğusunu görüyorum buradan. Gözlerinle gözgöze gelemediğim için tutup aynadaki buğuyu öpüyorsun. Yaralı kendini öpüyorsun... Çekmeceden cüzdanının çıkarıp içindeki kredi kartlarını seyrediyorsun zoraki bir hayranlıkla. İçinde sevgini sakladığın kaleyi daha da güçlendirmeyi geçiriyorsun aklından. Kredi kartlarını yalıyorsun dilinle ve onların zehirli tadını içine akıtıyorsun. Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen ölüm çığlıklarına alıştırmak istiyorsun kendini böylece. Hem senden güçsüzlerin ölümü, hem bu ölümleri gizleyen ve bütün katliamları anında temize çeken teknolojinin zehirli tadı sarıyor şimdi sevginin yaralarını. Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen çocukların ve kimsesizlerin ölüm çığlıklarına dayanamadığını hissettiğin anlar, senin için hayatta sadece annenin babanın ve kardeşlerinin önemli olduğunu söylüyorsun kendine ve akşam iş dönüşü onlara hediyeler alarak evine dönüyorsun... Ve eskiden, sevgini bir kalenin ardına saklamadan önce sadece kendi çocuklarını sevenleri kınadığını unutmak içinse bu defa başkaları değil kendin kanatıyorsun sevgini. Sonra küçük, tüylü bir köpek almak istiyorsun kendine. Köpegi severken, kucaklarken sana acımasızlık eden dostlarının, seni sevginin o hayal ülkesinde yıllarca bekletip düşlerini ve ömrünü çalan sevgililerin yüzleri geçsin istiyorsun karşından. Onların yüzleri geçtikçe sahibin olduğun için senden başka kimseyi sevmeyecek ve bağlanmayacak olan köpeğine daha da sıkıca sarılmak istiyorsun, öpüp koklamak. Kendini öper gibi, yaralı ve belki de artık hiç iyileşmeyecek olan kendini. Hiç iyileşmeyeceğini artık kendinden bile saklayamadığın böyle anlarda para kazanmak istiyorsun, iş kurup daha çok para kazanmak. Böyle anlarda bir kalenin ardında gizlediğin herşeye yanlışlarla dolu olsa da senden izler taşıyan tarihine bile düşman oluyorsun. Seni bu hale getirenlerle bir olup bu belki de artık hiç iyileşmeyecek yaralı kendini yoketmek istiyorsun... Sonra yorgun düşüyorsun... Artık dinlenmek istiyorsun. Yarına daha dinlenmiş ve korkularından kurtulmuş olarak uyanmak istiyorsun... Ve uykuya dalmadan önce vitrinlere bıraktığın dalgınlığın geliyor aklına...Kendine bir kez daha acıyorsun ve bu yüzden pahalı bulup da almadığın giysileri almaya karar veriyorsun. Bu pahalı giysiler sayesinde ilgilerin kölesi değil, ilgilerin merkezi olmayı istiyorsun. Bu giysiler sayesinde sızlayan sevgilerini örtmek, örtmek, örtmek istiyorsun. Görünmez olmak istiyorsun.
Oysa senin gemin camdan sevgili... İşte güçlü balığın güçsüz balığı yok ettiği kanlı denizin her tarafından seni görebiliyorum... Sadece ben değil dost düşman herkes uykuya daldığını görebiliyoruz buradan. Çünkü senin gemin camdan sevgili. Sıkıntından yediğin tırnaklarının kenarlarını... Korkulu bir rüya gördüğünde birden silkinişini... Yaralı sevgini korumak için aldığın onca kötücül karara rağmen nasılsa hep masum kalan sayıklamalarını görüp duyuyorum buradan... Kaleni ve kalenin ardında sakladığın yaralı sevgini. Boşuna saklama sevgini. Senin gibiler hiç örtünemez sevgili... Seni bu kanlı deniz ve düşmanların da dostların da hemen tanır. Ya benzerini bulup gidersin buralardan. Ya da seni yokederler sevgili... Herkes gibi ve herşeyi bilerek yaşamaszın sen Senin gibiler örtünemez... Bu kanlı denizde senin gemin camdan sevgili
Sanki hala anlatılmamış fırtınam Fotoğraflarda kalan gizemli bir gülüş 'aşk' Hüznü, mutluluğu barındıran şarkı Dudaktan düşmeyen isim 'bahar bakışlı'
Sanki hala söylenmemiş sevdam Küçük yüreğimde kopan büyük gürültü Hiç duyulmamış çırpınan denizlerde Papatyalar yetmemiş tutulan fallara
Sanki hiç boyanmamış aşk Gözlerini görmemiş gökkuşağı Gülüşünden bihaber güneş Sıcağı hiç tatmamış/ ısıtmamış
Sanki hiç bulunmamış 'SEN' Tüm kimsesiz kıyılarda ayak izi silinmiş Nefesini saklamış dağlar Orman yutmuş gözlerini ve gece Serpmiş yıldızlara bakışını Kaydıkça tutulmaz olmuş 'aşk' Ardından yazılır olmuş şiir Kimse 'sen' gibi okunmamış. ............. sanki hala kelimeler yetmiyor..
Aşk; kor halinde içli içli yanarken, külleri sermektir gülüşe.... is kokusunda
Tüm cesaretinle 'seviyorum'diye haykırmak isterken, boğazında düğümdür
Aşk; Sabah umuttur derken, geceye sarılmaktır hayaliyle başbaşa kalmak için
Aşk; Çığlık çığlığa susmaktır... ben bu kadar tarif edebildim.........
Bir gün hayatımdan öldürürcesine çıkacaksın ve ben seni hep son günkü halinle hatırlayacağım. Senin en güzel halin neydi diye düşünüyorum. Ve içimden bir ses yıllar öncesine götürüyor beni... Seni her halükarda içimde hissedebiliyorum. İşte olayımın en güzel yanı bu. Sen ne kadar anlayabilirsin bilemiyorum. Ama benim gibi her şeyden ve herkesten uzak bir hayatın olmasaydı bunun ne demek olduğunu anlardın. Seni anlıya biliyorum sevdiklerin ve sana destek veren herkesin yanında ağlamak bile senin için doğal. Benim için lüks olan her şey sana doğal geliyor. ölüyorummm.....
Yaşadıklarımdan öğrendiğim birşey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin kalmalısın koklamaktan bir çiçeği.
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya.
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin. Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin.
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına. İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına.
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın. Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu. Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın.
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi, olgunlaştırır bir insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı.
Yaşadıklarımdan öğrendiğim birşey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sununlmuş bir armağandır insana. Bana birşeyler anlat canım çok sıkılıyor,
Bana birşeyler anlat anlat içim içimden geçiyor....
Yanımdasın susuyorsun,susuyor konuşmuyorsun,
Bakıyor görmüyorsun...
Dokunsan donacağım,
İçimde intihar korkusu var,
Bir gülsen ağlayacağım,
Bir gülsen kendimi bulacağım....
Depremler oluyor beynimde,
Dışarda siren sesi var,
Her yanımda susmuş insanlar susmuş
İçimde ölen biri var......
"mihnet ile ektirdiğim gülleri, vardın gittin bir soysuza yoldurdun"
Bir çırpıda, dokuz boğumdan geçmeden dizilen kelimeleri takipte gozlerim, boğazımda çözülmez bir düğüm. acıtıyor, yutkunsam, nefes alabilsem eski ritmini bulacak yine kalbim. Biliyorum oysa, bu düğümün ömrümce çözülmeyecek bir yumruk olduğunu, zehrini ılık ılık boğazıma akıttığını.. Ve kalbim.. Asla eski ritmini bulamayacak, unutmuyorum seni ancak beyaz bir örtü çekiyorum üzerine, çatıya saklanan kullanılmayan gereksiz eşyalar gibi.
Güçlü bir rüzgar karşısında aynılaşan saçlar gibi, yokmuş aslında birbirimizden farkımız. Ben seninle bir bahçede fesleğenler ekmek isterken açık kapı bırakmayı unutmuşum. Hepsi bu. Sende değil kusur elbet. Ne varsa, ne kabahat varsa senin gözünde, istisnasız benimmiş.
Bir dost, söze iman edilmesi gerektiğini unutmuş. onulmaz bir yara açmış, farkındaymış. Sevmediğinin, sever gibi yaptığının ve sadece suçlamaktan, çizikler atmaktan başka şey yapmadığının farkında olduğu gibi. Su almaya hazır bir tekne, o'nun açtığı delikten ötürü..
Noktaya geldik işte. Bir dağ yıkılıyor büyük bir gürültüyle. Bir tesbih kopuyor, yuvarlanıyor taneleri merdivenlerden en dibe. Bir hırkanın ipi takılıyor çelmeye, sökülüyor ve de ne yazık. Bir baykuş acı acı ötüyor, can vermek üzere. Bir ağaç birden kuruyor, koflaşıyor. Binlerce yıldız sönüyor. Ay bulutların ardına saklanıyor. Dağdan kopan parçalar, fesleğenleri eziyor. Herkes küsüyor işte, sana.. Ben yine de seni sevmeye devam ediyorum.
Sevmek başka, yürümek başka.. Mat dedin madem, ateşe veriyorum o yeşil tekneyi giderken. Dilimi kesiyorum sana.
Elveda..
Sevmek; farkında olmaksa yaşadığının
Sevmek; bakmak değil görmekse eğer
Aklın başından gitmesi değil,
Duymak ve bilmekse eşit olarak;
Yemeden, içmeden kesilmeden
Çoğalmaksa sevmek eksilmeden,
Çağına tanıklık ederek
Ve kahrolmamaksa arabeske inat.
İçin içine sığmamaksa
Bir coşku, bir şenlik, bir erdemse sevmek;
İnsanları, çocukları, kuşları unutmadan
Verem olmamaksa sevmek senin aşkından
Daha sağlam basıyorsam toprağıma,
Unutmak, şaşkınlık, azap değilse;
Bilinç, öğreti ve sevinçse,
Paylaşılan bir ekmek gibiyse sevgi;
SENİ SEVİYORUM !
senden kopmak için ille mazgallı kapımın sürgüsünü çözmem gerekmez adımlarını bilmemek (senli benli olan yollarına dökülen) gözlerindeki ifadeyi es geçmek hatta başka bir diyarı düşünmek dahi senden kopmak demektir
senden kopmak için ille bir dış etki gerekmez kısarım kandilimi çekilirim köşeme yalnız sen görürsün beni
kaldırıp yere vurmak nede kolay bir çerçeveyi ben seni bulana kadar kaç dil yor(ul) dum heyula çıkmazıydı hep çoğu duvarları kimse anlamıyor kendini ören yosundan başka ben anladım; arkadaşı umut kuzguncuğa yaslanan
senden kopmak için elveda demem gerekmez geç kalırım -söz verilmiş- buluşmaya
Son dalganın hışırtısına bıraktım şimdi mavilikleri. yüzükoyun yatmışım ölümün sıcacık morluğuna
Senin suların sığ, senin suların derin, senin suların çılgın, senin suların sakinmiş, ne gam! . fark eder mi?değil mi ki aslın su ! bir hayatı avucunda tutup sunduğunu sanıyorken bir yudumda fırtına yaratıp anaforlarında yârim dediğini boğuyorsun .
Öykünme rengine kızıldenizin hâlâ bir kavmin kanından beslenir, ondandır kızıllığı, üstlenme karadenizin kararıp kalmış nuh tufanından artmış öfkesini, sahiplen aklığına akdenizin, hem ak ol hem de akı/ver dingin maviliğinle çölleşmiş yüreklere . dert olma, eczâ ol!
Bırak yüzsün yelkenlim açılırken engine, hoyrat rüzgârlarla yapma antlaşmalarını, getirme karşı sahilden her seferinde donanımlı donanmalarını. ne preveze ne seddülbahir madalyası lâzım yüreğimizi astığımız sol yanımıza. senin o soluna yerleşmiş minik,munis adacığı nasıl dövüyor dalgaların, ne çok sular altında kıyıları. bırak sığınayım o doğal limana, çek hummalı yıpratan kavgalarını. yeni bir titanic yaratma, yazdırma tarihin küf tutmuş sayfalarına! .
Karşı kıyının emânet dalgalarıyla yüzer mi aşk yelkenlisi, hele bitâp düşmüş ve fareler bile terk etmişse sintinesini, kaptanın batmaktan kurtaracağı o son hamleye bile gücü yetmiyorsa artık, ya niye gereksiz med-cezirle kabarıyor suların? neden meydan okuyamıyorsun bu çekim alanlarının ziftleşmiş zihniyetine?! .
Pusulam yitik, kamaralarımın her köşesine sinmiş ihânet artığı yalnızlık. seyir defterimde her günün anısına sana kurban verdiğim kaç beden, kaç ruhun isyânı haykırır . ..
Ah benim efsanesi hoyrat sulara yaz(g)ılı atlantis kalbim, yitik kentim kaç devâsâ çatırdayan fay hatlarına ödediğim kutsal mâbedim. âyinlerinde ki canhıraş çığlıklarında uyur deniz ve öfkeli ellerine hiç ama hiç yakışmayan bir şefkâtle deniz yıldızları takar suya yosun misali saldığım saçlarıma. bak ellerimde garip, mahcup aşk kokusu var. eğer bir fidye gerekiyorsa bu korsan aşka bıraktım kara sularına, kadehimde önceki günlerden kalma birlikteliğin kopkoyu tortusu .
Son dalganın hışırtısına bıraktım şimdi mavilikleri;yüzükoyun yatmışım ölümün sıcacık morluğuna;ay yine şavkımada sen her zamanki gibi çekilip çekilip doluver yatağına, ama sakın ola her kükremiş âfet sonrası, kum gördüğünü çöl sanma! her çöl, gül bağışlamaz sana!
Sevmek yasaktı bu topraklarda. Yüklenen yükünü çarşıda-pazarda satardı. Sevdasını da... Satılık olmayan ne vardı! Böyleydi işte buralar. Ben sevdamı satılığa çıkarmadım, dilime de dolamadım. Bir yüreğimde susukunluğuyla beslenmede. Sen giderken bu topraklardan, sen ardına bakmadan gözden kaybolurken, satardı insanlar buralarda, sevdalarını bile. Ben bir kuyuda kayboluyorken, bir el aradım. Tutunacak dalım olsa dedim, ses ettim ses gelmedi. Ben sevdamı satılığa çıkarmadım.
sevmek budur belki de
ölmek adına
git, nereye gidersen
farketmez
ben taş toplamaya devam ediyorum
Yolları uzun ve karlı şehirlerin gece nöbetçilerine Melih Sular şöyle sesleniyor bir şiirinde :
bazen içerideki yalnızlık ta soğuk havaya yenilir.. arar beden sıcak bir yemek, sıcak bir ten...
ne kadar kanat çırpsan da irkilir tüylerin arar gözlerin perdeleri, içeriden açılabilen pencereleri..
dışarısı soğuk dışarısı yağmurlu..
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor Onlardan kalbime sevda geçmiyor Ben yordum ruhumu biraz da sen yor Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Yolunu beklerken daha dün gece Kaçıyorum bugün senden gizlice Kalbime baktım da işte iyice Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim Maziye karıştı şimdi yeminim Kalbimde senin için yok bile kinim Bence sen de şimdi herkes gibisin
Nazım Hikmet Ran
Seni özlüyorum
Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek var,
beklemek var.Şimdi nerdesin? Ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış
olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca
ya bekliyor ya bekletiyor insan. İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini..
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanları
sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı
ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da
ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş
bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek!
Özleme bir diyeceğim yok. O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu var bütün çiçeklere
değişmem. Bir ışığı var. bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir. Beklemenin korkunç
zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir. Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevmezdim ki!seniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii cok seviyorum sensiz üsüyorum cok yalnızım gel ne olur...
|
|
Kendine İyi Bak Kendine iyi bak bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.
Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum
"Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine Kendine İyi Bak gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadarMTa ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar;
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez Kendine İyi Bak derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler.
Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler. "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. "Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
"Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. "Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma.
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?
Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de "Kendine İyi Bak."
"Kendine Iyi Bak" derler, kurşunu kafana sıkıp giderler.
|